Bu arkadaşın böyle bir iddiası var:
Kerem Önder “Nefs, bir puttur ve nefsine boyun eğen, puta tapmış olur!” / Kerem Önder”
Nefs bir putsa ozaman her günah şirktir bu anlayışa göre. Oysa ehli-Sünnet itikadına göre ameller imandan bir cüz degildir, günahlar insanı kafir yapmaz, yani günah işledi diye dinden çıkmaz, günah işlemek şirk değildir, ama nefse boyun eymemek için MÜCAHADE etmek gerekir.
“Nefs bir put” ifadesi, Hz. Mevlâna’nın tasavvufi öğretisinde, insanın içindeki aşırı arzu, haz ve şehvet merkezi olan nefsin, Allah’a giden yolda en büyük engel (put) olduğunu vurgular. Putların anası sayılan nefis, put yılan ise, nefis ejderhadır; yani kontrol edilmezse insanı manevi ölüme sürükleyen en tehlikeli güçtür.
Nefis-i Emmâre’nin Gücü: Nefis, dünya metasına, paraya ve makama ulaştığında, uyuşuk halinden (yılan) çıkıp, zalim bir canavara (ejderha) dönüşebilir.
İnsan ve Nefis: İnsan, bedeni ve canı ile bir bütündür; nefsini terbiye ederek (nefs-i mutmainne) gerçek hakikate ulaşması hedeflenir.
Bu anlayışta nefis, sürekli dünyevi zevkleri arzulayarak kişiyi yaratıcısından uzaklaştırdığı için bir “put” gibi tapınılan (merkeze alınan) en büyük engel olarak görülür.
https://kulliyat.semazen.net/put-m-sait-karacorlu/
İmam-ı Gazali Mükaşefetü’l-Kulüb eserinde nefis için şunları yazmıştır: Nefis gerçekte bir puttur. Nefsine kulluk eden gerçekte puta kulluk etmektedir. Allah’a c.c. ihlasla ibadet eden kişi de nefsi tepelemiş demektir.
İmam-ı Gazali ona boyun egen demiyor, ona kulluk eden diyor, o ne isterse hemen yerine getiren, onun istekleri icin yasayan nefsi emmare mertebesindekilerden bahsediyor….https://www.veramuhabbetdergisi.com/tasavvuf-ilminin-fazileti
Şirk dışındaki büyük günah işleyen kişi dinden çıkmıyor
Ehl-i sünnetin dışında kalan Mutezile mezhebi ve Haricilerin bir kısmı, “büyük günah işleyenlerin kâfir olacağını veya imanla küfür ortasında kalacağını” söyler ve bunu şöyle izah etmeye çalışırlar:
“Büyük günahlardan birini işleyen bir müminin imanı gider. Çünkü Cenab-ı Hakk’a inanan ve cehennemi tasdik eden birinin büyük günah işlemesi mümkün değildir. Dünyada hapse düşme korkusuyla kendini kanun dışı yollardan koruyan birinin, ebedi bir cehennem azabını ve Cenab-ı Hakk’ın gadabını düşünmeyerek büyük günahları işlemesi, elbette onun imansızlığına delalet eder.”
İlk bakışta doğru gibi görünen bu hüküm, insanın yaradılışını bilmeyen sakat bir düşüncenin mahsulüdür. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, bu sorunun cevabını Lem’alar adlı eserinde şu şekilde vermektedir:
“… İnsanda hissiyat galip olsa, aklın muhakemesini dinlemez. Heves ve vehmi hükmedip, en az ve ehemmiyetsiz bir lezzet-i hazırayı (el altında bulunan hazır bir lezzeti), ileride gayet büyük bir mükafata tercih eder. Ve az bir hazır sıkıntıdan, ileride büyük bir azab-ı müecceleden (sonradan gelecek, tehir edilmiş bir azaptan) ziyade çekinir. Çünkü tevehhüm ve heves ve his, ileriyi görmüyor. Belki, inkâr ediyorlar. Nefis dahi yardım etse, mahall-i iman olan kalb ve akıl susarlar, mağlup oluyorlar.”
“Şu hâlde; kebairi (büyük günahları) işlemek, imansızlıktan gelmiyor, belki his ve hevesin ve vehmin galebesiyle, akıl ve kalbin mağlubiyetinden ileri gelir.”
Evet, Bediüzzaman Hazretleri’nin ifade ettiği gibi, insanın yaradılışında, cennetin akıl almaz lezzetlerini çok ötelerde görmesi ve bu yüzden onları ikinci plana atıp, hemen eli altındaki günah lezzetlerine meyletmesi gibi bir özellik vardır. Çok acıktığı için kendisini en yakın lokantaya atan bir adamın, ısmarladığı iki porsiyonluk döner on-on beş dakika gecikeceği için hemen eli altında bulunan kuru ekmeği kemirmeye başlaması ve midesinin yarısını onunla doldurması, bu sırdandır.
Yine Bediüzzaman’ın dediği gibi, insan bir ay sonra gireceği bir hücre hapsinden çok, hemen yemek üzere olduğu bir tokattan korkar. Yani bu hissiyata göre cehennem azabı, onun için çok uzaktır ve Allah da zaten affedicidir.
İşte insan, bu mülahazalarla imanlı olmasına rağmen, günahlara meyleder ve nefsinin de desteklemesiyle içine düşebilir. Evet büyük günahları işlemek, imansızlıktan gelmez. Fakat o günahlar, tövbe ile hemen imha edilmezse, insanı imansızlığa götürebilir. Bu konuda yine Bediüzzaman’ı dinleyelim:
“Günah kalbe işleyip siyahlandıra siyahlandıra, ta nur-u imanı (iman nurunu) çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Her bir günah içinde küfre (Allah’ı inkara) gidecek bir yol var. O günah, istiğfar ile çabuk imha edilmezse, kurt değil belki küçük bir manevi yılan olarak kalbi ısırıyor…”
https://sorularlaislamiyet.com/sirk-disindaki-buyuk-gunah-isleyen-kisi-neden-dinden-cikmiyor
Büyük günah işlemek insanı kâfir yapmaz
İslam Tarihinde en fazla tartışlan konulardan biri mürtekib-i kebire, yani büyük günah işleyenin durumu olmuştur. Haricilere göre, büyük günahlar insanı kâfir yapar, böyle günahları işleyenler ebedi cehennemliktir. Yine onlara göre iman-küfür ortası yoktur ve amel imandan bir cüzdür. Günümüzde de bazıları -her ne kadar “biz hariciyiz” demeseler de- aynı zihniyete sahiptirler.
Bu konuda şu esaslara dikkat çekmekte fayda görüyoruz:
– İnsan günaha meyilli bir varlıktır. Nefsine mağlup olup şeytanın peşinden gitmeye müsaittir. Ama tövbe kapısı can boğazdan gidinceye kadar açıktır. Dolayısıyla, günaha girenin kâfir olduğunu kabul etmek ağır bir hükümdür. Günahkâr mümine “kâfir” değil “fasık” adı verilir.
– Ebedi cehennem kâfirler içindir. Günahları sevaplarından fazla olan bir mümin, cehennemde ebedi kalmaz, cezasını çektikten sonra çıkar.
İman bir ağacın köklerine, amel de onun meyvelerine benzetilebilir. Kökler zayıfsa meyveler az ve cılız olur. Onun gibi, amelde noksanlık imanın zayıf olmasına delalet eder. Mesela nice içki içen kimse vardır ki bu halden kurtulmak ister, kalben pişmanlık duyar, “Allah’ım, beni bu halden kurtar.” diye yalvarır. Böylelerine “kâfir” deme hakkımız yoktur. Ama eğer bir insan hiç pişman olmadan gönül rahatlığıyla büyük günahları işliyorsa, bunun imandan nasibi olmadığı ortadadır.
– Nefis ve şeytana mağlup olup günaha girmek insanı kâfir yapmaz, ama o günahın günah olduğunu inkâr etmek insanı küfre sokar. Sözgelimi içki içen bir insan, içki içmesinden dolayı kâfir olmaz. Ama içki içmeyen birisi “İçki haram değildir.” dese küfre düşer. Çünkü içkinin haram oluşu ayetle sabittir. Kur’an’ın herhangi bir hükmünü kabul etmemek ise, insanı dinden çıkarır.
https://sorularlaislamiyet.com/buyuk-gunah-islemek-insani-kafir-yapar-mi
“İman eden ve salih ameller işleyenleri cennetler ile müjdele!” (Bakara, 2/25)
Haricîler, “Amel imandan bir cüz’dür.” diyerek, günah işleyenleri tekfîr ederler, onların küfre düştüğüne inanırlar. (Ebu Zehra, Tarîhu’l-Mezahibi’l-İslâmiyye, I, 71-73) Onlara göre, mesela içki gibi Allah’ın açık bir şekilde yasakladığı bir hükmü yok sayıp içmek, imanla asla bağdaşmaz.
Bu meselede şu noktalara dikkat çekmek isteriz:
– İman ayrı, amel ayrıdır. İman varsa amel de olmalıdır, ama olmadığında bu illa imansızlık anlamına gelmez, imanın zayıflığına veya nefse mağlubiyet gibi durumlara delalet eder. Mesela “Sigara sağlığa zararlıdır.” ifadesi tıbbî bir hükümdür ve bunu en iyi bilenler doktorlardır. Bununla beraber onlardan sigara içenler de çıkabilmektedir. Sigara içen doktorlar üstteki hükmü inkâr ettiklerinden değil, başka sebeplerle onu içmektedir. Benzeri bir durum, amelde kusuru ve ihmali olan ehl-i iman için geçerlidir.
– Amel imandan bir cüz değil, imanın kemâlinden bir cüz’dür. [Taftezani, Saduddin, Şerhu’l- Akaid, (Haşiyetu’l – Kestelli ile beraber), Salah Bilici Kit. İst. 1973, V, 197; Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, I, 183] Yani amelin iyi ve fazla olması, imanın sağlam olduğuna bir delildir.
– Üstteki ayette görüldüğü gibi, Kur’an-ı Kerîm’de pek çok ayette iman ve salih amelin yan yana zikredilmesi, ikisinin farklılığına bir delildir. (Taftezani, Şerhu’l-Akaid, V, 195)
– İman, en hayatî ve “olmazsa olmaz” türünden bir cevherdir. Salih ameller ise bu imanın göstergeleridir. Ameline dikkat eden birinin imanı da kuvvetlidir, kâmildir.
– Ameli terk eden mümin, bundan dolayı elbette günahkâr olur. Ama unutulmamalıdır ki, günahkâr mümine kâfir değil fasık denir.
– “Ben Allaha inanıyorum.” diyen biri, Onun emrettiği amelleri yapmaktan geri durmamalıdır…
https://sorularlaislamiyet.com/amel-imandan-bir-cuz-mudur
Ehl-i sünnet itikadında olmak için, amelin imandan ayrı olduğuna inanmak şarttır!
Ehli sünnet âlimlerine göre amel, imanın parçası ve rüknü değildir. Bu sebeple bütün dini esasları kalpten benimsemiş fakat çeşitli sebeplerle bunların gereğini yerine getirmemiş veya yasakları çiğnemiş olan kimse, işlediği günahı helal saymadığı müddetçe günahkâr mümin sayılmıştır. Amelin, imanın parçası olmadığı konusunda ileri sürülen deliller şunlardır:
a. Kur’an-ı Kerim’de
اِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ…
“İman edenler ve salih amel işleyenler…”(Bkz.Bakara Sûresi, 277; Yunus Sûresi,9; Hud Sûresi,23; Ankebüt Sûresi, 7, 9; Lokman Sûresi,8; Fatır Sûresi,7) şeklinde başlayan pek çok ayet vardır. Bu ayetlerde iman edenlerle salih amel işleyenler ayrı ayrı zikredilmiştir. Eğer amel, imanın bir parçası olsaydı, “iman edenler” denilince, bir de “salih amel işleyenler” demeğe gerek kalmazdı. Çünkü “Ali geldi” dediğimizde Ali’nin birer parçası olan el, ayak ve başı zikretmiyor, “Ali ve ayakları, elleri ve başı geldi.” demiyoruz.
b. Bazı ayetlerde iman, amelin geçerli olabilmesi için şart kılınmıştır. Mesela: “Her kim mü’min olarak helal olan işlerden yaparsa, artık o, ne zulümden ne de hakkının çiğnenmesinden korkar.”(Taha Sûresi, 112) buyrulmuştur. Burada iman amelin şartıdır. Eğer iman ile amel aynı şey olsaydı veya amel, imanın parçası olsaydı o zaman iman ile amel ayrı ayrı zikredilmeyecekti.
c. Bazı ayetlerde büyük günahın imanla birlikte bulunabileceği zikredilmiştir. Bunlardan birinde:
“Eğer mü’minlerden iki grup birbiriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin…”(Hucurât Sûresi, 9) denilmiş, büyük günah sayılan öldürme fiilini işleyen kişilerden “mü’minler” diye söz edilmiştir. Eğer amel, imanın parçası olsaydı bu kişiler işledikleri adam öldürme suçundan ötürü dinden çıkar, kâfir olur ve dolayısıyla âyeti kerimede “mü’minler” olarak anılmazlardı.
d. Asr-ı Saadet’ten itibaren büyük din âlimleri kalbinde imanı bulunduğu ve bunu diliyle söylediği halde iyi amelleri işlemeyen veya bazı yasakları çiğneyen kimseleri – yaptıklarını helâl ve meşru olduğunu iddia etmedikleri sürece – günahkar mümin saymışlardır. Onların diğer Müslüman muamelesi görmesine karşı çıkmamışlardır. Böyle kimselerin günahkar mümin oldukları konusunda fikir birliği (icma) oluşmuştur.
Kaynak: İslam Akaidi, Erkam Yayınları
İman Artıp Eksilir mi? Amel İmandan Bir Cüz müdür Değil midir?
Ehli Sünnet İmanın artıp azalması meselesinde 2 görüş halinde ayrılmış malum. Hanefî & Matûrîdî ekolüne göre ameller imandan bir cüz değildir, iman amele bağlı olarak artıp eksilmez. İmanın artıp eksilmemesi “iman edilecek hususlar artmaz, eksilmez” anlamındadır, yani diyelim ki bizi İslâm dairesi içerisine sokan on tane hususa iman etmek zorundaysak, bunların dokuzuna iman edip bir tanesine iman etmemek olmaz, bu hususlar artmaz, eksilmez, dokuz tane ise dokuz tanedir, altı tane ise altı tanedir.
Bu itibarla iman artmaz eksilmez ama bu imanın gücünün, etkisinin, artıp eksilmeyeceği anlamına gelmez, imanın kuvvetlenmeyeceği zayıflamayacağı anlamına gelmez. Meseleyi böyle almak, böyle anlamak lazım.
Diğer bir ekole göre ise, ki bunların başında Hadîsciler geliyor, Hicaz ekolü bunların arasında, onların da bir kısmı diyor ki; “İman artar fakat eksilmez” , bir kısmı da “hem artar, hem eksilir” diyor, bu ameller itibariyledir. Yani zaman zaman kimi rivâyetlerde amellerin iman olarak ifade edildiğini daha önceki seminerlerimizde görmüştük.
Bu itibarla “bir kimsenin ameli azaldıkça İmanı da azalır, ameli arttıkça imanı da artar” diyor bu ekol. Fakat bu görüşler birbirine zıt değildir, öyle anlaşılmamalıdır. Yani sonuçta mesele gelip lafzî bir ihtilâfa dayanıyor, çünkü “amel imandan bir cüzdür” diyenlerin hiçbirisi mesela “tembelliğinden ötürü namaz kılmayan yahut oruç tutmayan kimse mürted olur, dinden çıkar” dememişler, bu çok önemli bir ayrıntıdır.
Bunu Enverşâh el-Keşmîrî merhum “Feyzû’l-Bârî” isimli Buhârî şerhinde çok güzel tahkik etmiş, arapça bilen kardeşlerin bu mesele hakkında o eserden faydalanması çok faydalı olacaktır.
Ebubekir Sifil Hoca
(Mişkâtû’l-Mesâbih 11. sohbetten…)
Amel imandan parça değildir… https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=6490
Deutsch
