Soru: Bazen insan tüm günahlara tövbe ettiği halde bir bataklığa düştüğü zaman ‘nasılolsa başaramadım’ düşüncesiyle o bataklığa tamamen dalıyor, mesela harama bakmamaya karar veriyor, özellikle fuhuş sitelerine tövbe ediyor ama sonra sokakta göz zinası yaparak tövbesini bozuyor, ilerde güzelce tövbe ederim diyerek daha büyük günahlara dalıyor. Bu durumda kendini firenlemenin reçetesi nedir?
Cevap:
Bir tövbenin bozulmasından sonra kişinin kendini salıverip “bütün günahlara” girmesi, dini ve psikolojik açıdan genellikle “hep ya da hiç” düşünce yapısından, ümitsizlikten ve şeytanın vesvesesinden kaynaklanan bir durumdur. Bu durum İslam alimleri ve psikologlar tarafından şu sebeplerle açıklanır:
- Ümitsizlik ve Rahmetten Kesilme: Şeytan, tövbeyi bozan kişiye “Sen artık bittin, bu kadar söz verip bozdun, Allah seni asla affetmez” şeklinde fısıldar. Bu ümitsizlik, kişinin “nasılsa battım” düşüncesiyle günaha devam etmesine yol açar.
- “Hep ya da Hiç” Psikolojisi: Kişi tövbe ettiğinde mükemmel olmayı hedefler. Tövbesi bozulduğunda ise “mükemmel değilsem, tamamen günahkârım” anlayışıyla, kendini günahın akışına bırakır. Oysa İslam’da samimiyetle yapılan her tövbe kabul edilir, bozulsa bile tekrar tövbe edilmelidir.
- “Allah ile Alay Etme” Korkusu ve Yüzsüzlük Hissi: Sürekli tövbe edip bozmak, kişide “Allah’tan utanıyorum, yine tövbe etmeye yüzüm yok” hissi yaratır. Bu utanma duygusu bazen tövbe etmeyi tamamen bırakmaya dönüşür.
- Tövbe Şartlarının Tam Anlaşılmaması: Tövbe sadece “dil ile pişmanım” demek değildir. Samimiyetle günahı terk etmek, pişman olmak ve bir daha dönmemeye azmetmek gerekir. Bu şartlardan “kararlılık” zayıfsa, günah ortamına geri dönmek tövbeyi bozar.
- Şeytanın “Nasılsa Affedilir” Tuzağı: Kişi günahı işlerken “nasıl olsa tövbe ederim” diyerek ciddiyetsiz bir tövbe süreci işletiyorsa, bu durum tövbeyi hafife almaya ve sürekli bozulmasına neden olur.
Ne Yapılmalı?
Dini kaynaklara göre, tövbe bin kere de bozsa samimiyetle tekrar tövbe edilmelidir. Tövbeyi bozmak Allah’tan ümidi kesmeyi gerektirmez; aksine her tövbe, Allah’a yakınlaşma arzusudur.
Bir tövbe bozulduğunda kişinin kendini tamamen bırakıp daha fazla günaha yönelmesi, psikolojide ve maneviyat biliminde sıkça rastlanan bir durumdur. Bu durum genellikle “Hep ya da Hiç” düşüncesinden kaynaklanır.
İşte bu davranışın temel sebepleri:
🧠 Psikolojik Sebepler
1. “Sanki Ne Fark Eder” Etkisi (What-the-Hell Effect)
Psikolojide bir kuralı bir kez çiğneyen kişinin, “Zaten her şey mahvoldu” diyerek kontrolü tamamen kaybetmesine denir.
- Mükemmeliyetçilik: Kişi tövbeyi cam bir vazo gibi görür; bir kez çatladığında vazonun tamamen çöp olduğunu düşünür.
- Kontrol Kaybı: Bir barajın küçük bir gedikten yıkılması gibi, ilk hata iradeyi felç eder.
2. Suçluluk ve Utanç Döngüsü
Günah işlemek ağır bir suçluluk duygusu yaratır. Bazı insanlar bu acı verici duygudan kaçmak için, ironik bir şekilde, kendilerini daha fazla günaha (haz veren şeylere) vurarak uyuşmak isterler.
✨ Manevi Sebepler
3. Ümitsizlik (Yeis) Tuzağı
İslam inancına göre şeytanın en büyük silahı günahın kendisi değil, o günahtan sonra kişiye hissettirdiği “Artık Allah seni affetmez” duygusudur.
- Ümitsizliğe düşen kişi, “Zaten yandım, bari tadını çıkarayım” mantığına sürüklenir.
- Oysa tövbenin bozulması, tövbe kapısının kapandığı anlamına gelmez.
4. Nefsin ve Şeytanın Stratejisi
Tövbe bozulduğunda nefis, kazandığı bu mevziyi korumak ister. Kişiye “Sen zaten yapamıyorsun, bu senin karakterin” diyerek teslimiyeti dayatır.
🛠️ Bu Durumdan Nasıl Çıkılır?
- Hemen Dönün: Bir günahın arkasından hemen bir iyilik yapın. Bu, psikolojik olarak “hala kontrol bende” demektir.
- Parçalı Düşünün: Günü bir bütün olarak değil, anlık yaşayın. “Şu an tövbemi bozdum ama bir sonraki saat temiz kalabilirim.”
- Mükemmeliyetçiliği Bırakın: İnsan hata yapabilen bir varlıktır. Önemli olan kaç kez düştüğünüz değil, kaç kez kalktığınızdır.
📌 Önemli Not: Maneviyat yolunda “yenilgi”, günah işlemek değil; günah işledikten sonra kalkmayı reddetmektir.
Bu konuda yaşadığın hissi daha iyi anlamam için şunları paylaşmak ister misin:
- Bu durum sende bir alışkanlık haline mi geldi?
- Kendini suçlarken çok katı mı davranıyorsun?
- Bu döngüyü kırmak için daha önce neler denedin?
Durmadan Tevbesini Bozan Birisi Ne Yapmalıdır?
Tekrar tekrar tevbeden dönmek, âhiret hayatını karartacak bir âfettir. Bu nevî tevbeye muhtaç tevbelerden Allâh’a sığınmak gerekir.
Tevbenin birtakım kabul şartları vardır:
1. Samîmî bir nedâmet (pişmanlık).
Hepimiz bir imtihan dünyasındayız. Yarın Cenâb-ı Hakk’ın huzûruna hesap vermeye gideceğiz. Önümüzde ya cennet ya da cehennem olacak. Tekrar dünyaya dönmeye bir imkân da bulunmayacak. Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de, âhirette yaşanacak acıklı manzaralardan haber vererek bizleri şöyle îkaz ediyor:
“Onlar orada (yani cehennemde): «Rabbimiz! Bizi çıkar, (önce) yaptığımızın yerine sâlih ameller işleyelim!» diye feryat ederler. Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı da gelmedi mi? (Niçin inanmadınız?) Şimdi tadın (azâbı)! Zâlimlerin yardımcısı yoktur.” (Fâtır, 37)
İşte bu müşkil duruma düşmekten kurtulmamız için, Rabbimiz bizden samimî ve dürüst bir kulluk istiyor.
Fânî dostluklarda bile samîmiyet aranır. Hiç kimse riyâkârlığa, ikiyüzlülüğe muhatap olmaktan hoşlanmaz. Herkes dürüst ve samîmî insanı sever. Cenâb-ı Hak da her şeyde olduğu gibi tevbede de dürüstlük istiyor ve:
“Ey îman edenler! Nasûh (tam bir sıdk ve ihlâs ile) tevbe ederek Allâh’a dönün…” (et-Tahrîm, 8) buyuruyor.
“Günahtan tevbe, nedâmet ve istiğfardan ibârettir.” (Ahmed bin Hanbel, VI, 264) hadîs-i şerîfinden de anlaşılacağı üzere gerçek bir tevbe, derin bir pişmanlıkla başlamalı; günah kirleri samimî gözyaşlarıyla temizlenmelidir. Zîrâ bazen bir günah, affı için bin gözyaşı ister; bazen de bir damla samimî gözyaşı, bin günahı temizler.
Günahları yıkayıp temizleyen gözyaşı; ilâhî muhabbet bağına girenler için bir tevbe pınarıdır, Hakk’ın ümit dergâhıdır. Bütün ümitlerin kesildiği anda bu dergâhın eşiğinde ağlayabilenler, gerçek bahtiyarlardır. Bu hakikati Hazret-i Mevlânâ ne güzel dile getirir:
“Nedâmet ateşiyle dolu bir gönülle ve nemli gözlerle duâ ve tevbe et! Zîrâ çiçekler, güneşli ve nemli yerlerde açar!”
2. İşlenen günahlardan nefret etmek ve onlara geri dönmeyi ateşe girmek kadar fecî görmek.
Tevbe, ya küfürden ya da günahtan olur. Küfürden tevbe edip îman edenin tevbesi, kesinlikle makbuldür ve bu tevbe daha önceki bütün günahları siler. Günahtan tevbe edenin tevbesi ise, samimiyet ve pişmanlıkla yapıldığı takdirde makbuldür. Bunun şartı da, kulun tekrar o günaha dönmemesi, hattâ o günaha sevk edebilecek vasıtalara bile yaklaşmamasıdır.
3. Tevbeyi sâlih amellerle desteklemek.
Kalbe intikal eden samimî bir tevbenin, davranışlar üzerinde de müsbet tesirleri olur. Ayrıca sâlih ameller, işlenen günahlardan nedâmetle bir nevî hatayı telâfî etme gayretidir.
4. Tevbenin, Allâh’ın kabûlüne muhtaç olduğunu unutmamak.
Bütün duâlarımız, hayır-hasenâtımız ve sâlih amel zannettiklerimiz gibi, tevbelerimizin de Allâh’ın kabûlüne muhtaç olduğu muhakkaktır. Yani Rabbimize karşı dâimâ havf ve recâ (korku ve ümit) ile dengelenen bir kalbî kıvam içinde bulunmamız şarttır. Mü’min, ne amellerinin kabûl olacağı husûsunda kendini emniyette hisseder, ne de amellerinin kabul olmayacağı düşüncesiyle ümitsizliğe kapılır.
5. Tevbede ümitsiz olmamak.
Camiu’s-Sağîr adlı hadîs kitabında; insanların amellerini yazan meleklerden günahları kaydeden meleğin, günah işlendikten altı saat sonra yazdığı, bu mühlet içinde belki tevbe eder diye beklediği belirtilmektedir. Bu sebeple: “Tevbemde duramıyorum, yine günah işliyorum; bu yüzden tevbe etmeyeyim!” dememeli, dâimâ istiğfarda bulunmalıdır. Zîrâ Allah lutfeder de bir daha tevbe bozulmaz.
6. Tevbeyi ertelememek.
“Ben nasıl olsa gencim, daha önümde uzun yıllar var, daha sonra tevbe edip hâlimi ıslah ederim, Allah affeder…” deyip ibâdetleri, sâlih amelleri ve tevbeyi sonraya ertelemek, büyük bir gaflettir. Cenâb-ı Hak biz kullarını bu hatâya düşmekten şöyle îkaz buyurur:
“…Sakın şeytan, Allâh’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.” (Lokmân, 33)
Şeytana uyarak tevbeyi sürekli ertelemenin ne büyük bir gaflet olduğunu şu kıssa ne güzel îzah eder:
Bir terzi, sâlihlerden bir zâta:
“–Rasûlullah -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem- Efendimiz’in; «Allah Teâlâ, kulunun tevbesini, canı boğazına gelmediği müddetçe kabul eder.» (Tirmizî, Deavât, 98) hadîs-i şerîfi hakkında ne buyurursunuz?” diye suâl eder.
O zât da sorar:
“–Evet, böyledir. Fakat senin mesleğin nedir?”
“–Terziyim, elbise dikerim.”
“–Terzilikte en kolay şey nedir?”
“–Makası tutup kumaşı kesmektir.”
“–Kaç seneden beri bu işi yaparsın?”
“–Otuz seneden beri.”
“–Canın gırtlağına geldiği zaman, kumaş kesebilir misin?”
“–Hayır, kesemem.”
“–Ey terzi! Otuz senedir kolayca yaptığın bir işi, o zaman yapamazsan, ömründe hiç yapmadığın tevbeyi o an nasıl yapabilirsin? Bugün gücün yerinde iken tevbe eyle! Yoksa son nefeste istiğfar ve hüsn-i hâtime nasip olmayabilir. Sen hiç; «Ölüm gelmeden evvel tevbe etmekte acele ediniz!» (Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, V, 65) sözünü işitmedin mi?..”
Kıssadan da anlaşılacağı üzere kulların önünde binbir türlü dünya imtihanı vardır ve bunların en tehlikelisi de samîmî tevbeyi sonraya bırakmaktır.
Ölüm ânı gelip çattığında; hayata imtihan sırrını veren, gözler önündeki gaflet perdeleri birer birer kalkar. O an hakîkat bütün netliğiyle ayan-beyan görünür. Fakat artık çok geçtir. Hayata geri dönebilmek için tutunacak tek bir ümit dalı kalmayan birinin tevbesi, yeis / ümitsizlik hâlinde bir tevbe olacağından hiçbir kıymeti yoktur. Tıpkı Firavun’un son nefesinde hakikati anlayıp secdeye kapanarak tevbeye yönelmesi gibi…
Allah Teâlâ’nın murâdı üzere ölümün bizlere nerede, ne zaman ve nasıl geleceği meçhuldür. Bu sebeple gönüllerin; “Ölmeden evvel ölünüz!” sırrıyla yoğrulması ve her an Rabbine kavuşmaya hazır bulunması zarûrîdir. Aksi hâlde son nefes; “Eyvah nereye böyle!” feryatlarıyla dolu bir hüsran olur. Âyet-i kerîmede buyrulur:
“Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir de; «İşte (ey insan) bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir!» denir.” (Kâf, 19)
Bu bakımdan dâimâ uyanık bir gönül sahibi olmalıyız. Meselâ bir cenâze gördüğümüzde;
“–O tabutun içindeki ben de olabilirdim…”
Bir trafik kazası gördüğümüzde;
“–Ben de o kazanın içinde bulunabilirdim…”
Bir kabristanı ziyâret ettiğimizde, her yaştan âhirete intikal etmiş mevtâlara âit kabirleri gördüğümüzde:
“–Bu kabirlerden birinde ben de olabilirdim…” diye düşünerek gafletten sakınmalıyız.
İmam Gazâlî Hazretleri, her sabah şu şekilde bir nefs muhâsebesinde bulunmayı öğütler:
“Bu başlayan gün, yeni bir gündür. Allah Teâlâ bu gün de bana müsâade ederek ikramda bulundu. Eğer beni öldürseydi, elbette bir günlüğüne de olsa geri gönderilip burada devamlı sâlih ameller ve çeşitli hayırlarda bulunmayı temennî edecektim. Şimdi kabul et ki öldürüldün ve geri çevrildin. O hâlde bugün günah ve mâsıyete katiyyen yaklaşma ve sakın ola ki bu günün bir ânını bile boşa geçirme. Zîrâ her nefes, paha biçilemeyen bir nîmettir.”
Rabbimiz cümlemizi tevbe hususunda gaflete düşmekten muhafaza buyursun! Aşk, vecd ve samimî gözyaşlarıyla ilâhî rahmet ve mağfiretine nâil eylesin!
Âmîn!..
(Günahına tevbe eden, sonra bu günahı tekrar yapan, sonra yine istigfar eden; üçüncüye yine yapar ve yine tevbe ederse, dördüncü olarak yapınca, büyük günah yazılır.) [M. Rabbani 2/66] (Ama tevbesini bin kere bozsa, yine samimi olarak tevbe ederse tevbesi sahih olur.)
Selamünaleyküm. Aynı zamanda günah işleyen ve ibadet eden bir kişi o günahları terk etmediği sürece yaptığı ibadetlerin kabul olmadığı, makbul olmadığı söyleniyor. Tövbeyi çok bozan kişi Allah’la alay eder gibi oluyor. Ben çok tevbe ettim ama bu durumum hala devam ediyor. Bile bile günah işliyorum bazen. Eski günahlarımı bırakamadım. Allah’a tam teslim olamadım. Ne yapmam gerekiyor hocam? Bu durumdan kurtulmanın kesin çaresi nasıl olur? Tevbesini çok bozan kişinin durumu hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?
Selamünaleyküm. Mü’min, imtihan hâlindedir. Düşer kalkar, düşer kalkar ama düşüp kalmaz. Evet, kalktığı yerde bir daha düşmemesi gerekir ama yine de düşebilir; insandır. Tevbe etmesi mü’minin imanının aktif olduğunu gösterir. Tekrar günaha dönmesi ise insan olduğunun belgesidir. Bin kere yıkılsa bile bin bir kere kalkmalıdır. İmtihan böyledir. Bir hata etmiş olması da diğer güzelliklerinin iptali değildir. Bunu kesin olarak böyle bilmeliyiz.
https://fetvameclisi.com/fetva/surekli-tevbe-bozmak
İşlediği bazı günahların ve hataların ardından yeise düşme tehlikesine yaklaşan bir kimseye ne tavsiye edersiniz?
Cevap
Değerli Kardeşimiz;
Evvela, İslam dininde, nasıl insanın kendi amellerine güvenip “bu beni kurtarır, bana yeter” demesi manevî bir sapkınlık ise, aynı şekilde “ben artık affedilmem, benden adam olmaz” deyip, bütün bütün ümidini kesmesi de yanlıştır. Bu sebeple mümin ne amellerine güvenecek ne de ümitsizliğe kapılacak; orta yol olan ümit ve korku arasında olacak. Ameline güvenmek ifrattır, ümitsizlik tefrittir.
İnsana her türlü çirkin işleri yaptıran, onu günah bataklığına sürükleyen şeytan; “Artık senden adam olmaz” “Allah bu kadar büyük günahları affetmez” diyerek ona tövbe kapısını kapatmak ister. Bu da şeytan’ın en sinsi ve en tehlikeli bir oyunudur. Ta ki, o mümin istiğfar edip Allah’a sığınmasın. Şeytanı dinleyen insan da “Artık benim işim bitti. Allah beni affetmez” diyerek, Allah’ın engin rahmetinden ümidini keser ve cehenneme gitmek de istemediğinden bu hal devam ettikçe sonunda ahireti, mizanı, hesabı inkâr etmekle iman dairesinden çıkabilir.
İkinci olarak, insan ne kadar günahkâr olursa olsun; hatta kâfir ve ateist bile olsa, tövbe ve istiğfar ettiği zaman, Allah’ın af ve rahmet kapısı açıktır. Hal böyle iken, neden Allah’ın rahmet ve af kapısından ümidimizi keselim. Üstelik bu bütün İslam âlimlerinin müşterek görüşüdür.
Nitekim bu hususlara işaret eden âyet ve hadîsler de mevcuttur şöyle ki:
“De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! ALLAH’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü ALLAH bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok mağfiret edici, çok merhamet edicidir.”(Zümer, 39/53)
“Ey mü’minler! Hep birden, bütün günahlarınızdan ALLAH’a tövbe ediniz ki, felaha, kurtuluşa eresiniz.”(Nûr, 24/31)
Bu her iki âyet de insanı yeisten, yani ümitsizlik hastalığından menediyor. İnsan her şeyde aşırılıktan kaçınıp sırat-ı müstakim olan vasat dairesinde hareket etmelidir. Rahmete aşırı güvenip amel ve takvayı terk etmek yanlış olduğu gibi, aynı şekilde Allah’ın rahmetinden ümit kesmek de yanlıştır.
Kişinin günahı ne kadar çok ve büyük olursa olsun, Rabbinin sonsuz merhametine sığınmalı, O’ndan medet dilemeli ve asla ümitsizliğe düşmemelidir. Âyette Allah’ın mağfiretinden değil de “rahmetinden ümidinizi kesmeyin” buyrulması dikkat çekicidir. Zira rahmetle muamele mağfireti de içini alır. Rabbimizin rahmetinin engin, şefkatinin sonsuz olması kulların günah işlemesini değil, günahları ne kadar çok olursa olsun, asla ümitsizliğe kapılmamalarını, o dehşetli cehennemden kurtulmak için, ibadet ve istiğfar siperine girmelerini ifade eder.
Allah’ın rahmeti güneş gibidir. Güneş hiç kimseye küsmez, ışığı ile herkesi aydınlatır. Gözünü kapayıp güneşten istifade etmek istemeyen olursa o başka meseledir. Yüce Allah’ın “Rahmeti her şeyi kuşatmıştır.” (Araf Suresi, 156) Bütün insanların günahları O’nun şefkati yanında denizden bir damla kadardır. Cenâb-ı Hakk’ın af ve mağfireti hesaba gelmez, lütuf ve keremleri dünya ve ahrete sığmaz. Bir kul ne kadar günahkâr olursa olsun, ümitsizliğe kapılmamalı, tövbe ve istiğfar ile dua ve niyaz ile nefis ve şeytan’ın şerrinden Rabbinin sonsuz merhametine sığınmalıdır. Şefkati sonsuz olan Allah, dergâhına yönelen gönülleri, açılan elleri asla boş çevirmez. Çünkü O “Tevvab”dır. Kullarının tövbesini kabul eder, günahlarını bağışlar ve affeder. Allah affedicidir ve affı çok sever. Nitekim bir ayette mealen şöyle buyrulur: “Ey mü’minler, yürekten tövbe ederek Allah’a dönün ki, Rabbiniz kötülüklerinizi örtsün ve sizi içlerinden ırmaklar akan Cennetlere koysun.” (Tövbe Suresi, 66/8)
Bir hadis-i kudside de şöyle buyrulur:
“Ey Âdemoğlu sen tövbe edip bana dua ettiğin ve benden umduğun sürece işlediğin günaha bakmadan seni bağışlarım, işlediğin günahlar gökteki bulutlara erişse bile benden bağışlanma dilediğinde seni bağışlarım.”
Habib-i Edip Efendimiz de (sav.) şöyle buyururlar: “Tövbe eden Allah’ın sevgilisidir, günahlardan tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.”
İbn-i Ömer (radıyallahuanhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
“Son nefesini vermedikçe, Allah kulun tövbesini kabul eder.”(1)
Hz. Enes (ra) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
“İnsanoğlunun her biri hatakârdır. Ancak hatakârların en hayırlısı tövbekâr olanlarıdır.”(2)
Üçüncü olarak, Allah insanları günah işlemeye uygun bir fıtratta yarattığı için, tövbe kapısını da açık tutmuştur. İnsan nefsine uyup günaha girse bunu tövbe ve istiğfar etmek suretiyle hemen imha etmelidir. Cenâb-ı Hak sonsuz merhametiyle bu fırsatı kullarına bahşetmiştir.
Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) şöyle buyuruyor; “Kim bir kusur etse, hemen ardından sevap işlesin, zira o sevap o kusuru temizler.”
Nefsimiz ne kadar günah ve kusurda inat ediyorsa, biz de tövbe ve nedamette o kadar ısrar ve sebat içinde olmalıyız. Ola ki bir tövbe ve nedamet bizim kurtuluşumuz olabilir, diye düşünüp öyle hareket etmeliyiz. İnsan yıkanmak suretiyle maddî kirlerinden temizlendiği gibi, tövbe ve istiğfar ile de manevî kirlerinden temizlenir. Habib-i Edip Efendimiz (asm.) şöyle buyurur: “Bir kişi, bir özür dilese yani pişman olup tövbe etse bin günahı affedilir.”
Dördüncü olarak, günahlarımızı ve kusurlarımızın farkında olmak bir eksiklik değil, kemaldir. Çoğu insan kusurlarını ve günahlarını ya görmüyor ya da görmek istemiyor. Halbuki günah ve kusurları görmek affın yarısıdır. İfrata ve ümitsizliğe kapılmamak şartıyla insanın kusur ve günahlarından dolayı korkup endişelenmesi güzeldir.
Üstad Hazretleri bu hususu şu şekilde özetliyor:
“Şeytanın mühim bir desisesi, insana kusurunu itiraf ettirmemektir, tâ ki istiğfar ve istiâze yolunu kapasın. Hem nefs-i insaniyenin enâniyetini tahrik edip, tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin, adeta taksirattan takdis etsin. Evet, şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez. Görse de, yüz tevil ile tevil ettirir. وَعَيْنُ الرِّضَا عَنْ كُلِّ عَيْبٍ كَلِيلَةٌ sırrıyla, nefsine nazar-ı rıza ile baktığı için, ayıbını görmez. Ayıbını görmediği için itiraf etmez, istiğfar etmez, istiâze etmez, şeytana maskara olur. Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm gibi bir peygamber-i âlîşan وَمَاۤ اُبَرِّئُ نَفْسِى اِنَّ النَّفْسَ َلاَمَّارَةٌ بِالسُّوۤءِ اِلاَّ مَا رَحِمَ رَبِّى dediği halde, nasıl nefse itimad edilebilir?”
“Nefsini ittiham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiâze eder. İstiâze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. 3 Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf etse, affa müstehak olur.“(3)
Günahlardan korunmak için;
Evvelâ; Allah’ın emirlerini yapmak ve yasaklarından kaçınmak lazımdır. İbadet, insan için bir mükellefiyettir ve yaratılış gayesidir. Bu ağır yükü taşıyıp kaldıracak olan güç ise sağlam bir imandır. Öyle ise ibadetleri yapabilmek için sağlam ve tahkiki imanı elde etmeye çalışmak lazımdır.
Risale-i Nurlar bu zamanda böyle tahkiki ve sağlam iman dersleri veriyor. Risale-i Nurlar ile çokça meşgul olup sohbetlere devam etmek, inşallah o ibadet yükünü kolayca kaldırabilecek bir iman gücü kazandırır.
İkincisi, günahlar nasıl haram ve tehlikeli ise, ona götüren vesileler ve yollar da aynı derecede tehlikeli ve haramdır. Öyle ise günahlardan kendimizi kurtarmak için günahlara götüren vesilelerden ve ortamlardan uzak durmalıyız.
Üçüncüsü, arkadaş çevremizi ve ortamımızı müttaki insanlardan seçmeli, hayra ve hakka davet eden çevre ve arkadaşlar edinmeliyiz. İnsanların ekserisi çevreye göre şekillenir. Çevreyi kendine çeviren güçlü insanlar az bulunur.
Dördüncüsü, şehvetin en büyük ilaçlarından birisi riyazettir. Yani az yemek, ya da oruç tutmak şeklinde şehveti köreltmektir. Nitekim Peygamber Efendimiz (asm)’in bekârlara; “Ya evlenin ya da oruç tutun” diye tavsiye etmiştir.
Beşincisi, nefsin en çok yol bulduğu ortamlardan birisi de atalettir. Yani kişi faydalı ve hayırlı bir meşguliyet içinde değilse, abes işlerle iştigal eder, harama meyleder. Öyle ise nefsimizi boş bırakmadan, sürekli hayırlı bir meşguliyet içinde olmalıyız. Üstad Hazretleri bu hususa şu ifadeleri ile işaret ediyor:
“Zaten sükûn ve sükûnet, atâlet, yeknesaklık, tevakkuf, bir nevi ademdir, zarardır. Hareket ve tebeddül vücuttur, hayırdır. Hayat, harekâtla kemâlâtını bulur, beliyyat vasıtasıyla terakki eder. Hayat, cilve-i esmâ ile muhtelif harekâta mazhar olur, tasaffî eder, kuvvet bulur, inkişaf eder, inbisat eder, kendi mukadderâtını yazmasına müteharrik bir kalem olur, vazifesini ifa eder, ücret-i uhreviyeye kesb-i istihkak eder.”(4)
“En bedbaht, en muztarip, en sıkıntılı, işsiz adamdır. Zira, atâlet ademin biraderzadesidir. Sa’y, vücudun hayatı ve hayatın yakazasıdır.“(5)
Dipnotlar:
(1) bk. Tirmizî, Da’avât 103, (3531); İbnu Mâce, Zühd 30, (4253).
(2) bk. Tirmizî, Kıyâmet 50, (2501); İbnu Mâce, Zühd 30, (4251).
(3) bk. Lem’alar, On Üçüncü Lem’a
(4) bk. Mektubat, On İkinci Mektup
(5) bk. a.g.e., Hakikat Çekirdekleri.
Selam ve dua ile…
Sorularla Risale Editörü
Deutsch
Günahsız insan yoktur, günah işleyeceğini bilen biri nasıl tövbe etmeli?
Soru: Günahsız kul olmaz, her insan günah işleyebilir ama diğer yandan tövbenin şartı günah işlememeye karar vermektir. Peki ozaman günah işleyeceğimizi bile bile nasıl tövbe edilir? [...]
Bin kere aynı günaha tövbe edip bozan, bin kere yolculuğa çıkıp yolda aynı engele takılana benzer. Akıllı olan tekrar olmaması için sebebini araştırır, tedbirini alır ve farklı bir yol dener…
Tövbe, o günahı bir daha işlememeye azmetmektir. Tövbe, insanı günahla barışık yaşamaktan kurtarıp, sürekli Allah’a yönelten bir süreçtir. Önemli olan, günah işlemek değil, günahta bile bile [...]
Bir tövbe bozulduğunda kendini salıvermenin sebebi nedir?
Soru: Bazen insan tüm günahlara tövbe ettiği halde bir bataklığa düştüğü zaman ‘nasılolsa başaramadım’ düşüncesiyle o bataklığa tamamen dalıyor, mesela harama bakmamaya karar veriyor, özellikle fuhuş [...]
Günahla Manevi Yükseliş…
İNSAN GÜNAH işleyebilen bir varlık. “Benim günah işlemem mümkün değil” diyebilen hiç kimse bulunmuyor. Her insan, şu veya bu şekilde, az veya çok, günah çukuruna yaklaşıyor, [...]
Sıkıntıdan Kurtulmak İçin Okunacak Dualar, Yunus Aleyhisselam’ın Duası…
“La İlahe İlla Ente Sübhaneke İnni Küntü Minezzalimin” Duası Hz. Yunus’un (a.s.) balığın karnında iken okuduğu dua ile ilgili hadis ve duanın fazileti. ذُو النُّونِ (Zünnûn), [...]
Günahların alışkanlık haline gelmesi neden tehlikeli ve bundan nasıl kurtulunur?
Günahların alışkanlık haline gelmesinin temel tehlikeleri şunlardır: Özetle, günahı alışkanlık edinmek, manevi hayatta geri dönülmesi zor bir yola girmek ve kişinin hem dünyasını hem de ahiretini [...]
Bir insan haramlardan sakınsa, sevap da mı kazanır? Günahı terk eden, ibadet etmiş olur mu?
Fıkıh kaideleri: Haramdan kaçmanın sevabı, farzları yapmanın sevabından daha fazladır. Haramdan kaçmak, farzı yapmaktan önce gelir… Soru Detayı – Bir insan Allah korkusundan haramlardan sakınsa sadece [...]
Farz Namazları aslında İki Rekat mıdır?
İslam alimlerinin büyük çoğunluğuna (icma) göre, mukimken (yolcu değilken) farz namazlar öğle, ikindi ve yatsı için 4, akşam için 3, sabah için 2 rekat kılınır. Kur’an-ı [...]
Sünnet namazları kılmak şirk midir?
Genel Ehli Sünnet alimlerine göre, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sünnetine uymak şirk değil, aksine Allah’ın emrettiği bir ibadet ve itaattir. Sünnet, Kur’an’ın yaşanmış hali kabul edilir ve [...]
Bağımlılık derecesinde alışkanlık haline gelmiş bırakılamayan günahların tövbesi nasıl olur?
Bu soruyu sorularlaislamiyet sitesine sormuştum. Verilen cevabı yetersiz bulunca soru cevap şeklinde yazışmalarımız devam etmişti, bu yazışmayı ve konuyla ilgili tüm araştırmalarımı buraya ekliyorum… Öncelikle bağımlılığı [...]
Allah hayvanların parçalanmasına neden izin veriyor? Suçsuz oldukları halde neden acı çekiyor?
“Masum, suçsuz, zavallı hayvanların başına gelen musibetler Allah’ın adaletine ters gelmiyor mu? Ne dersiniz Hocam?” Meseleye “fıtrî şeriat”ın kanunları açısından bakılırsa büyük ölçüde anlaşılır. Fıtrî şeriat [...]
Yolsuzluk malından sadaka olmaz !
Yağmaladıkları kamu malıyla güya hayır hasenatta yapıyorlar. Yolsuzluk malından sadaka olmaz ! Bu ifade, Prof. Dr. Ayhan Tekineş tarafından sosyal medya platformlarında ve video içeriklerinde dile [...]
Önüne gelene ‘hain, alçak, namussuz’ diyen birine tebliğci denebilir mi?
İsmini ve fotoğrafını kapatarak yazdıklarını gösterip anket yapsanız sonuç şöyle çıkar: Tipik bir AKP trolü. Dini terminolojinin üstüne boca edilmiş milliyetçilik sosu, kaba bir dil, önüne [...]
Kur’an-ı Kerim sureleri günümüzde neden nüzul sırasına göre sıralanmamıştır; günümüzdeki sıralama neye göre yapılmıştır?
Kur’an-ı Kerim’in iniş (nüzul) sırasına göre değil de günümüzdeki tertibiyle (Mushaf sırası) kitaplaşması, vahiylerin kronolojik bir tarihçe değil, ilahi hikmet, konu bütünlüğü ve konu odaklı bir [...]
Bir mürşide intisap etmeden kendimize göre zikir çekebilir miyiz?
Tek başına zikir çekmek İslamiyet’te caizdir ve oldukça faziletli bir ibadettir . Kur’an-ı Kerim’de Allah’ı ayaktayken, otururken veya yatarken zikredenler övülmüştür, bu da zikrin her an [...]
Kaza namazı hangi vakitlerde kılınabilir, belli bir vakti var mıdır?
En doğrusu ve en kurtarıcısı, namazın borcundan kurtulmaktır. Üç kerahet vakti dışında nerede ve ne zaman olursa olsun, bir vakit, bir günlük gibi ayrıntılara girmeden kaza [...]
Peygamberimiz’in bazı kötü amelleri işleyenlere lanet etmesi ne anlama geliyor?
Soru Detayı Imam Gazali “Dilin Afetleri ve Lanet” konusu açıklanan bir eserinde şunları yazıyor: “Lanet,” ‘Allah kâfiri, lanetin sebebi olan küfür üzerinde sabit kılsın.’ demek gibidir. [...]
İrademize yenik düşüp nefsimizin hevasına uyarak günah işlediğimizde kuranda ve hadislerde belirtilen “Hevasını ilâh edinen” lerden olup şirk suçumu işlemiş oluyoruz?
Soru Detayı: Günah nefsine yenik düsüp hevasına/tutkularına boyun eğmektir! Günahin manasi budur ve her mümin günah isleyebilir,bu ehli-sünnet ölcülerine göre sabittir! ben böyle biliyorum. Fakat Kuranda [...]
“HEPSİ BENİM”… Hayra vesile olan o hayrın sahibimidir? O hayırdan menfaatlanma hakkına sahibmidir?
Soru: Hayra vesile olan o hayrın sahibimidir? O hayırdan menfaatlanma hakkına sahibmidir? 2 kisi 15 yil önce bir isyeri acti, kimin patron oldugu belirlenmedi, sözlesmeye göre [...]
Gerçek fedakârlık; bugün neyi Allah için verebildiğimizle ölçülür !
İnsan bazen büyük sözler söyler… Ama mesele söz değil, yaşadığımız hayattır. Gerçek fedakârlık; bugün neyi Allah için verebildiğimizle ölçülür. Uykumuzdan, vaktimizden, paramızdan… Neyi feda edebiliyoruz? Çünkü [...]
Üzerinde çok fazla kaza namazı borcu olanlar hergün bir günlük kaza namazı yerine yarım günlük kılabilirmi?
Azda olsa, önemli olan devamlılıktır ! Tüm ehli-sünnet mezhepleri kaza namazı olanların geçmiş namazlarını bir an önce kaza etmelerinin (kılmalarının) esas olduğunu, mazeretsiz olarak namazı kasten [...]
Kur’an ve Sünnet Işığında Cariyeler ve Sömürülen Cinsellikleri
İslam’da Kölelik ve Cariyelik – Ali Rıza DEMİRCAN Kitabın özeti: Kurduğu Savaş Esirliği Sistemi ile gücü kırılan ve stratejik hedefleri tahrip edilen düşmandan esir alınmasını onaylayan [...]
Pornografi Bağımlılığı Kendiliğinden Geçmeyecek
‘Allah’ım sükunet bulacağım eşim yokken cinsel arzularımın şiddetlenmesinden sana sığınırım.’(Ebu’d-Derda r.a) İstenmeyen cinsel davranışlarla mücadele edenlerin yaptıkları genel hatalardan biri bu davranışları herkesten gizlemek ve bu [...]
Yatsı namazının vakti ne zamandır? İmsak vakti ne zaman girer? Vaktin girdigi yerde takdir olmaz!
‘Şafak kırmızılıktır, kırmızı şafak kaybolunca yatsı namazının vakti girer. İmsak vakti, beyazlığın ufuk üzerinde ilk görüldğü vakittir.‘ Nemâzın sahîh olması için, hem vaktinde kılmak ve hem [...]
Her belaya uğrayan kötü değildir, aksine…
İnsanlara bela, iki sebepten gelir. Ya işlediği günahlar yüzünden veya günahsız da olsa derecesinin yükselmesi için. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:(Küçük-büyük her musibet, affedilecek bir günah veya [...]
Ölmeden önce öleni Allah diriltir
Kim bu diinyanın perdelerinden ve karanlık vasıflanndan sıyrılarak iradi ölümü tadabilirse, Allah onu kendi yardımıyla tekrar diriltir. Kim bu diinyanın perdelerinden ve karanlık vasıflanndan sıyrılarak iradi [...]
Nefs, bir putmu? Nefsine boyun eğen, puta tapmış olurmu?
Bu arkadaşın böyle bir iddiası var: Kerem Önder “Nefs, bir puttur ve nefsine boyun eğen, puta tapmış olur!” / Kerem Önder” Nefs bir putsa ozaman her [...]
Mastürbasyon Yapmanın Hükmü – Porno izlemek günah mıdır?
Mastürbasyon her zaman haram değildir… Mastürbasyon Yapmanın Hükmü Mastürbasyon Yapmak Günah mı.? Müstehcen Filmlerin Zararları Porno izlemek günah mıdır? Ali Rıza Demircan Yani diyorki, izlemek dahil [...]
Günahtan kaçmak sevaptan önce gelir – Haramı Terk Etmek Farzdır
Günahtan Kaçınmak farzlardan Öncemi Gelir? Günahi terk etmek ibadet etmekten önceliklidir diye biliyorum. Bu eger dogruysa bunu mesela namaz acisindan nasil degerlendirmeliyiz. Namaz ibadetini terk etmekte [...]
Onlar, yaptıklarında bile bile ısrar etmezler
Yüce Rabbimiz, Kur’ân-ı Kerîm’de müminleri “Onlar çirkin bir şey yaptıkları veya kendilerine kötülük ettikleri zaman Allah’ı hatırlarlar da hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Zaten günahları Allah’tan başka [...]